8 Mayıs 2016 Pazar

Çoçuklarda Ateşlenme

Anneler ve babalar için çocuklarının ateşi, en çok endişe edilen durumların başında gelir. Bu nedenle ailelerin çocuklarını doktora götürmesinin en sık nedeni ateş yüksekliğidir.
Oysa ateş, enfeksiyonlara karşı verilen savaşın göstergesidir ve çoğu zaman mikrobik ya da viral bir hastalığın belirtisi olabilir. Dikkatlice takip ve kontrol edilebilirse, bu yönüyle yararlıdır.
Ateş nedir?
Ateş, vücut ısısının normalin üstüne çıkması durumudur. "Normal", değişken bir kavramdır. Örneğin yetişkinlerde normal vücut ısısı 36°C - 37°C arasında değişir, ancak bebeklerde normal vücut ısısı 38°C'ye kadar çıkabilir. Ateş hakkında bilinmesi gereken, ateşin hastalık değil, bir hastalık belirtisi olduğudur.
Vücut ısısı gün içerisinde değişkenlik gösterir mi?
Evet. Vücut ısısı gün içerisinde ritmik değişiklikler gösterebilir. 2 yaşın üzerinde sağlıklı çocuklarda vücut ısısı, akşam saatlerinde 0.5 - 1°C yükselebilir. Sabah 05: 00-07.00 arası en düşük, akşam 16:00- 19:00 arası en yüksek seyreder. Yani, bir çocuğun ateşinin doğru değerlendirilmesi için onun kendine özgü vücut sıcaklığını bilmek en iyisidir.
Ateş neden yükselir?
Çocuklarda ateşe en sık neden olan enfeksiyonlar arasında viral üst solunum yolu enfeksiyonları, idrar yolu enfeksiyonları, zatüre, menenjit, eklem iltihabı, derin doku absesi ve ishali sayabiliriz. Ateşli çocukların % 20 sinde hastalığın öyküsünün sorgulanmasına ve fizik muayenesinin yapılmasına rağmen ateşin kaynağı bulunamaz.
Ateşi nasıl ölçelim?
Bebeklerde koltuk altından yapılan ölçümler çevre ısısı ve terleme ile değişiklik göstereceğinden ilk 2 yıl makattan (rektal yolla) ölçülür. Ayrıca, ağızdan (cam termometre ile), kulaktan ve koltuk altından ölçüm yapılabilir. Bunun için kulak ve ciltten ölçen özel elektronik derecelerden başka ağızdan ateş ölçümü için emzik şeklinde dereceler de vardır.
Ateşin etkileri nelerdir?
Ateş yüksekliği çocuğu ve aileyi huzursuz edebilir. Çocukta 39 derece ve üzerindeki ateşte huzursuzluk, iştahsızlık, bulantı, baş-kas ağrıları ve çocuklarda garip davranışlar görülebilir.
Ateşe bağlı havale çocukların %4'ünde görülür. Ateşe bağlı havale geçiren çocuklarda sonraki dönemlerde okul başarısında ve beceri gerektiren davranışlarında yaşıtlarından bir farkı yoktur. Fakat bu çocukların gelecekte epileptik (sara) olma riskleri biraz fazladır, havalenin epilepsinin sebebi olmayıp, bu bozukluğa yatkınlığın bir göstergesi olduğundan şüphe edilmektedir.
Ateş nasıl yükselir?
Çeşitli uyaranlar vücut ısısının yükselmesine neden olabilirler. Ateş yükselmeleri bazen bebeklerin diş çıkarması gibi tehlikesiz nedenlerden dolayı ortaya çıkabilir. Bazen de ateş yükselmesi mikrobik veya viral enfeksiyondan kaynaklanır. Ba kteriler ve bakterilerin parçalanmasıyla ortaya çıkan toksinler veya mantarlar vücudun savunma hücreleriyle etkileşime girerler. Bu etkileşimin sonucunda vücut ısısını arttıran maddeler ortaya çıkar. Bu uyarıcı maddeler beyindeki ısıya hassas sinir hücrelerini etkiler. Bunun sonucunda vücut ısısı artar ve ateş yükselir. Bu arada kişi hem daha hızlı soluk alıp vermeye, hem de kalbi daha hızlı çalışmaya başlar. Deriye daha hızlı kan pompalanır. Bunun anlamı ise vücudun içindeki sıcaklığın deriye yansımasıdır.
Isısı artan vücut bu ısıyı azaltmak için terleme mekanizmasını harekete geçirir.
Ateş hangi durumda faydalıdır?
Son yıllarda yapılan araştırmalarda, ateşin vücudu tehdit eden mikropları ortadan kaldırmaya yönelik bir savunma aracı olduğu, zarardan çok yarar sağladığı, bu nedenle korkulması gereken bir hastalık olarak değil vücudun geliştirdiği bir savunma aracı olarak değerlendirilmesi gerektiği belirtilmektedir.
Ateş, hangi durumlarda tehlikeli olabilir?
• Bebeğinizin ensesi sertse ve başının göğsüne doğru eğilmesine direnç gösteriyorsa
• Çocuk daha önce ateşli havale geçirmişse
• Ateş düşürücü ilaçlara yanıtyoksa
• Bebeğin davranışında aşırı huysuzluk, ışığa duyarlılık, uykusuzluk, iştahsızlık, şiddetli ağlamalar gibi dikkat çekici değişiklikler varsa
• Önceleri hafif seyreden ateş ani yükselme gösterirse
• Makattan ölçülen ateş 39°C'nin üzerinde ise
Unutulmamalıdır ki kontrol altına alınamayan yüksek ateş, bebeklik döneminde beyin hücrelerine zarar verebilir. Bu konuda dikkatli olunmalıdır.
Ne zaman ateş düşürücü kullanalım?
Dünya Sağlık Örgütü altı ayın üzerindeki bebeklerde, ateş 39 dereceyi geçmediği sürece ve bebeğin genel durumunu bozmadıkça, yani bebek halsiz, bitkin ve düşkün görünmedikçe ateş düşürücü kullanımını önermemektedir. Ateşin çok yüksek seyretmesi hastalığın şiddetini göstermediği gibi, ateş düşürücülere cevap alınması da hastalığın hafif olduğunu göstermez. Ayrıca, ateşin düşürülmesi hastalığın seyrini etkilemez.
Çocuğun giysilerini çıkarttıktan ve ılık su ile alnına, koltuk altlarına, kasıklarına ılık kompres uyguladıktan ve bol sıvı içirildikten sonra hala ateşi kontrol altına alınamıyorsa ateş düşürücülerin kullanılma zamanı gelmiş demektir.
Önceden doktoru tarafından önerilmiş ilacı doktorun önerdiği dozda kullanabilirsiniz. İlaç 40-45 dk. içinde etkisini gösterir. Bunların sonucunda çocuğunuzun ateşi düşse bile takibe devam edilir.
Ateş düşürücüler, havale geçirilmesini önler mi?
Ateşin yükselmesinden önce ateş düşürücünün bir an önce verilmesi ateşe bağlı havale geçirilmesini önlemez. Ateşin yükseklik derecesi ile havale geçirmek arasında bir ilişki yoktur. Ateşe bağlı havalenin genellikle ateşin yükselme aşamasında meydana geldiği bildirilir. Ateş düşürücülerin kullanılması enfeksiyonun seyrini etkilemez. çocuğun huzursuz olmamasını ve kendini kısmen daha iyi hissetmesini sağlar.
Ateşi yüksek olan bebeğinizi veya çocuğunuzu yakından takip etmeniz çok önemlidir. Doktoru aramadan önce çeşitli ateş düşürücü yöntemler uygulayabilirsiniz. Ancak bu yöntemler işe yaramamışsa bir doktora ya da sağlık kuruluşuna başvurmanın zamanı gelmiş demektir.
Ateşli çocuklar hakkında ailelerin düşünceleri ile ilgili yapılan bir araştırmada ailelerin %91'i ateşin bebeğe zarar vereceğini, %63'ü havaleye yol açacağını, %21'i beyin hasarı yapacağını, 'ü ölüme yol açacağını düşündükleri için ateşten korktuk1arını ifade etmişlerdir.
ATEŞLİ ÇOCUĞA DOĞRU YAKLAŞIM ...
• Ateşli çocuk tamamen soyulur veya üzerine ince bir şeyler giyilmesi sağlanır.
• Ateşin yükselmesi cilt aracılığı ile sıvı kaybını arttıracağı ıçın ateşi olan bebeğin veya çocuğun yeterli sıvı aldığından emin olunur. (doğal meyve suları, sulu meyveler, turunçgiller, kavun, karpuz, ılık çorbalar ve bitki çayları gibi)
• Islak bez uygulaması sırasında kullanılacak su ılık olmalıdır. Ilık su ile ıslatılmış pamuk veya temiz bez parçaları ile alın bölgesi, boynun iki yanı, kasıklar, dirseklerin iç yüzleri ve koltuk altları silinerek bu işleme vücut ısısı normale dönene kadar devam edilir.
• Çocuğun bulunduğu ortamın ısısı mümkünse 21°C ve 22°C arasında ayarlanır.
• Doktorunuz tarafından önceden önerilen bir ateş düşürücü şurup çocuğa ağızdan uygun miktarda verilir, ağızdan şurup veremiyorsanız makattan yaşına uygun ve yine doktorunuzun önerdiği ateş düşürücü fitil kullanabilirsiniz.
ATEŞLİ ÇOCUĞA YANLIŞ YAKLAŞIM ...
Ateş yükselmesine karşı birçok ailede görülen, bazen hekimi bile etkileyen panik durumu gereksiz ve zararlı uygulamalara sebep olabilir. Ateşli çocuğu olan ailelerin yanlış uygulamalarına birkaç örnek vermek gerekirse;
• Çocuktaki en ufak bir ısı artışında hatta normal vücut ısısında bile ateş düşürücü kullanmak
• Uyuyan bir çocuğu uyandırarak ateş düşürucü vermek
• Islak bez uygulaması sırasında kullanılacak suyun serin veya soğuk olması. Bu uygulama titremeye yol açar ve vücudun algılamasını karıştırarak termostat ayarını yükseltmesine hatta ateşi azaltmak yerine artmasına neden olabilir
• Alkol veya sirke kullanarak ateşi düşürmeye çalışmak
• Antibiyotikleri ateş düşürücü olarak kullanmak
 
• Sık aralıklarla ateş düşürücü kullanmak

Stres çene eklemi hastalıklarınını tetikliyor

Temporomandibular eklem (TME) dediğimiz Çene eklemi, alt çene kemiğini kafa isleletine bağlayan, ağzımızın açılıp kapanmasını sağlayan bir eklemdir.
TME hastalıkları toplumun önemli bir kesimini etkilemektedir. Pek çok kişi TME hastası olduğunun farkında değildir. Hastalığın oluşmasında stres çok önemli bir faktördür.
Ağız açıp kapama sırasındaoluşan ağrı, sesler (klik), ağız açma kısıtlılığı başa, boyuna, yüze ve kulak bölgesine vuran ağrılar, yüzde ve çiğneme kaslarında ağrılar, gerginlik hissi, çene ekleminin yerinden çıkması veya hiç açılmaması çene eklemi rahatsızlıklarının belirtileridir.
Hastalıkların oluşmasından akut veya kronik travmalar sorumludur. Düşme, çarpma, darbe gibi akut travmalar nadiren karşımıza çıkar. Genellikle dişlerle yapılan yanlış hareketler, sert cisimleri ısırmak, kırmak, uyumsuz dolgu ve restorasyonlar, diş çapraşıklıkları, diş eksiklikleri gibi eklem üzerinde uzun sürede zarar oluşturan etkenler, kronik travmalar olarak tanımlanabilir. Günümüzde en çok karşımıza çıkan kronik travma strese bağlı diş sıkma-gıcırdatma alışkanlığıdır. Genellikle gece uyku esnasında gerçekleşen bu durum gün içinde de diş sıkma şeklinde karşımıza çıkabilmektedir. Gece uyku esnasında diş sıkan kişiler genellikle güne kasılmış, gergin yüz kasları ve tutulmuşluk hissiyle başlarlar. Gün ilerledikçe bir miktar rahatlama olabilir.
TME hastalıkları tedavisinde cerrahisiz ve cerrahili tedaviler mevcuttur. Cerrahisiz tedaviler, hastanın yaptığı yanlışlar hakkında bilgilendirilmesinden başlayarak, çiğneme sisteminin değerlendirilerek eksik dişlerin telafi edilmesi, kapanış bozukluklarının giderilmesi, kasların yorgunluklarını ve ağrıları telafi edebilecek ilaç uygulamaları, eklem splitlerine (dişlere takılan paklar), lazer uygulamaları, fizik tedavi ye kadar uzanabilir.
TME hastalarının pek çoğu stres nedeniyle diş sıkan kişiler olduğundan, bu hastaların geceleri yatarken kullanacakları gece koruyucusu plaklarını kullanmaları şarttır. Diş sıkmanın önüne geçebilmek için botoks uygulaması da yapılabilir. Ayrıca psikolojik olarak profesyonel yardım alınabilir.
Cerrahi tedaviler, eklem lavajı (yıkaması), eklem içi ilaç uygulamaları ve eklem ameliyatlarını içerir.

Burun ameliyatları

Burun Estetiği Revizyonu (İkinci Burun Ameliyatı)
Daha önce burun estetiği ameliyatı olmuş kişilere uygulanan ikinci burun estetiği operasyoları; sekonder rinoplasti ya da burun estetiği revizyon ameliyatıolarak adlandırılır. Sekonder rinoplasti ile ameliyat sonrası beğenilmeyen burun şekli düzeltilir. Burun tıkanıklığına bağlı nefes alma sıkıntısı düzeltilebilir.
Burun Ucu Estetiği (Tipplasti)
Burun ucu estetiği, burun kemiklerine ve burun orta bölmesi olan septuma dokunmadan sadece burun ucundaki kıkırdaklar ve yumuşak dokuları şekillendirme işlemdir. Burun ucundaki düşüklük, genişlik, asimetri gibi şikayetler burun ucu estetiği ile giderilebilir. Burun ucu estetiği genellikle genel anestezi ile yapılmaktadır. Burun ucu estetiği işlemi ortalama 45 dakika sürer.
Estetik Burun Ameliyatı (Rinoplasti)
Estetik burun ameliyatı ile burnunuzdaki şekil bozuklukları düzeltilebilir, burnunuz küçültülebilir, büyültülebilir, burun ucunun veya kemerinin şekli değiştirilebilir, burun deliklerinizin genişliği daraltılabilir, burnunuzla üst dudağınız arasındaki açı azaltılıp arttırılabilir. Doğumsal veya yaralanmaya bağlı şekil bozukluklarında ve burundan nefes alma sorunlarında tedavi edilebilir.
Septum Eğriliği Ve Burun Tıkanıklığı
Septum, iki burun deliğini ayıran kıkırdak ve kemikten oluşan orta bölmedir. septum eğri eğriliği burundan rahat nefes alıp vermeyi zorlaştırır. Septum eğriliği doğuştan yada burun darbelerinden dolayı meydana gelebilir. Bu eğrilikler dışarıdan bakıldığında; burun yamukluğu şeklinde anlaşılacağı gibi bazen de ancak muayene ile anlaşılacak kadar gizli de olabilir.
Septum eğriliğine bağlı burun sonlum sorunları burun estetiğine sırasında yapılan septoplasti ve gerekirse konkaplastinin de ilave edilmesi ile düzeltilebilir.
Büyük Konkalar Ve Burun Tıkanıklığı (Burun Eti)
Özellikle kalın derili ve alerjik yapılı bireylerde, burun deliklerinin yan duvarlarını oluşturan konkalarda aşırı kabarma olabilir. Bu duruma çoğu zaman septum eğriliği de eşlik eder. Aşırı kabarık konkalar burun deliklerini tıkayarak hava geçişini zorlaştırıp burun tıkanıklığına sebep olur. Konkalara yapılan müdahaleye konkaplasti denir. Septum eğriliği olmayan çoğu burun sonlum problemleri, yalnızca konkaplasti ile çözülebilir.
Doğru Ve Yeterli Burun Solunumu
Burun solunumu, iyi dinlenme ve yaşam kalitesi açısından önemlidir. Soluduğumuz hava burundan geçerken temizlenir, ısınır ve nemlenir. Doğru ve yeterli burun sonlumu yapanlarda üst solunum yolu hastalıkları daha az görülür.
Burun solunumu ağız solunumuna göre daha zordur, çaba ve eğitim gerektirir. Bir işi kolay yoldan yapmak varken zoru seçmek kişinin işine gelmeyebilir. Septum eğriliği ve kabarık konkalar nedeniyle ağız solunumunu alışkan edinmiş kişilerin, bu sorunları çözümlendikten sonra bile doğru burun solunumu öğrenmeleri çokça gayret, sabır ve zaman gerektirir.

Tansiyon ölçümünde hatalar.. Nasıl ve neyle ölçelim?

Tansiyon ölçümü aslında çok basit bir işlem olmasına rağmen, ölçümde de takipte de bazı şartlara riayet edilmediğinde hatalı sonuçlara çok açık bir konudur.
Ayar gerektirmemesinden dolayı sonuçları daha doğru olduğu için, aslında en uygun ölçüm cihazı civalı manometresi olan cihazlardır. Ancak taşınması zor ve genellikle duvara monteli olması gerektiğinden, bunlar poliklinik koşulları dışında pek tercih edilmemektedir.
Hasta ve hasta yakınlarının kullanmasına uygun cihazlar koldan veya bilekten ölçen cihazlar olarak ikiye ayrılmaktadır. Koldan ölçen cihazlar da stetoskopla (dinleme aleti) dinleyerek ölçüm yapılan ve elektronik ölçüm yapan cihazlar olarak ikiye ayrılmaktadır.
Hastanın koluna uygun ebatta seçilip doğru teknikle kullanıldığında tansiyonu en doğru şekilde ölçen cihazlar, tansiyonun kola manşon sarıp stetoskopla dinleyerek ölçüldüğü cihazlardır. Ama doğru teknik kullanılmadığında tansiyonu en yanlış ölçen cihazların da yine bunlar olduğu unutulmamalıdır.
İster stetoskopla dinleyerek ölçüm yapan tür olsun, ister kendisi otomatik ölçen dijital türde cihaz olsun, koldan ölçüm yapan tüm cihazlarda hastanın kol çevresine uygun ebatta manşonun varlığı esastır, yoksa hatalı ölçümlere kapı açılmış olur.
Kol çevresi 22 to 26 cm ise küçük ebatlı manşon (12 x 22 cm)
Kol çevresi 27 to 34 cm ise orta ebatlı manşon (16 x 30 cm)
Kol çevresi 35 to 44 cm ise büyük ebatlı manşon (16 x 36 cm)
Kol çevresi 45 to 52 cm ise uyluktan (Dizüstü) ölçümde kullanılan tipte manşon (16 x 42 cm) kullanılmalıdır.
Bu rakamlar standart olmayıp, piyasadaki manşonlar en ve boyda bu değerlere göre 2-3 cm kadar sapan ölçülerde olabilmektedir.
Ölçüm yapılacak kişinin kolundaki kıyafet omza kadar sıyrılmalı ve yanlış ölçüme yol açmamak için sıyrılan kıyafetin kolu sıkmamasına özen gösterilmelidir, kolu sıkıyorsa çıkarılmalıdır.
Sonra manşon kola, alt kenarı dirsek çukurundan 2 cm kadar yukarıda, çok gevşek veya çok sıkı olmayacak şekilde sarılmalıdır. Dinleme aletinin yuvarlak ucu manşonun altına sokulmamalı, dirsek çukurunun hafifçe iç kısmındaki atardamar nabzının üzerinde çok bastırmadan ama iyi temas eder şekilde tutulmalıdır. Dinleme aletinin yuvarlak ucunu manşonun altına sokmak, sağlık çalışanlarının bile sık yaptığı bir hatadır
Tansiyon ölçümü sırasında kişi en az 5 dakika süreyle ve sırtı arkaya dayalı şekilde otururken, ölçüm yapılacak kol da dirsek çukuru göğüs hizasında olacak şekilde alttan destekleniyor durumda olmalıdır, yani tansiyon ölçülürken kol havada tutulmamalıdır.
Ölçüm sırasında tansiyonu ölçen kişi de ölçülen kişi de konuşmamalıdır. Ölçüme başlamak için o koldaki bilek nabzı takip edilerek, manşon, nabzın kaybolduğu değerin 30 mmHg üzerine kadar şişirilir. Sonra her saniyede sadece 2-3 mmHg inecek yavaşlıkta söndürülür. Bu söndürmenin daha hızlı yapılması, tansiyonun yanlış ölçülmesine en sık yol açan sebepler arasındadır.
Manşon yavaşça söndürülürken, dinleme aletiyle ilk duyulan ses esnasında cihazda görülen değer büyük tansiyon olarak kabul edilir. Söndürme işlemi devam ederken kalp atışlarıyla eşzamanlı sesler duyulmaya devam eder. Sesin kaybolduğu andaki değer de küçük tansiyon olarak değerlendirilir. Ancak aort yetersizliği ve tiroid bezinin aşırı çalışması gibi kalbin fazla pompalama yaptığı durumlarda ve çocuklarda, bazen hafifleme göstermesine rağmen bu sesin hiç kesilmeden çok düşük değerlere kadar inmeye devam ettiği görülür. Böyle kişilerde yanlış yorumlamaya bağlı olarak küçük tansiyonun 15-20 mmHg kadar düşük değerlerde bildirilmesine çok sık rastlıyoruz. Birçok hasta küçük tansiyonun 2’ye kadar indiğini söyler mesela. Seslerin hafiflediği ama kesilmeden çok düşük rakamlara kadar devam ettiği böyle kişilerde, küçük tansiyon olarak sesin kaybolduğu değil hafiflediği andaki değer alınmalıdır.
Tansiyon ölçülürken ilk başta yüksek bulunan değerin biraz sonra bir miktar düşmesine çok sık rastlıyoruz. Bu nedenle, tansiyon ölçülürken ilk ölçümden sonra manşon söndürülmeli ve aynı kolda 2-3 dakika sonra yeniden ölçülmelidir. Eğer iki ölçüm arasında 5 mmHg’dan fazla fark varsa, aşağı yukarı sabit değerler elde edilene kadar birkaç dakika aralıkla bu ölçümlere devam edilmeli ve hakiki tansiyon değeri olarak son iki ölçümün ortalaması alınmalıdır.
Tansiyonu ölçülecek kişilerde başlangıçta her iki koldan da ölçmek gereklidir. Hangi koldan okunan değer yüksekse, takip de artık hep o koldan yapılmalıdır. Bu itibarla, halk arasında tansiyonun hep sağ koldan veya kalbe yakın denilerek hep sol koldan ölçülmesini savunan görüşlerin her ikisi de yanlıştır. Aslında çoğu kişide iki kol arasında 3-5 mmHg’dan fazla fark yoktur. Ancak kol damarlarındaki kan akımının farklılığına bağlı olarak farkın daha yüksek olduğu kişilerde tansiyon ölçümü için doğru kol, tansiyonun daha yüksek okunduğu koldur. Sonraki takiplerde artık sadece o kol kullanılmalıdır.
Kol atardamarlarının sorunlu olduğu hastalıklarda tansiyonun ölçüleceği kolla ilgili bazı hususlar vardır. Örneğin meme kanseri nedeniyle koltukaltı bölgesinde cerrahi girişim yapılmış hastalarda o taraftaki kolun ve böbrek yetersizliği nedeniyle hemodiyalize girmekte olan hastalarda da fistül bulunan kolun, tansiyon ölçümü için kullanılmaması gerekir. Bu durumlarda tansiyon ölçmek için diğer kolun, eğer o kolda da sorun varsa tansiyon ölçümü için bacakların kullanılması uygun olur. Bacaktan tansiyon ölçümüyle ilgili hususlara bu yazımızda değinilmeyecektir.
Bilekten ölçen cihazlar tansiyon ölçümü için daha pratiktir. Uç damardan ölçüm yaptıkları için büyük tansiyonu hafifçe daha fazla ve küçük tansiyonu da hafifçe daha düşük ölçmek gibi bir dezavantajları olmasına rağmen, bu durum bilekten ölçen cihazları yanlış ölçüyor diye yaftalamamızı, tümden reddetmemizi ve çöpe atmamızı gerektirmez. Bu cihazlarla ilgili söylenmesi gereken diğer bir husus da, yanlış ölçümden kaçınmak için bileğin göğüs hizasında tutulması konusunun çok önemli olmasıdır. Doğru şekilde kullanıldıklarında, pratik olmaları sebebiyle tansiyon takibinde gayet faydalı olurlar.
“Peki tansiyonu hangi tür cihazla ölçelim?” sorusunun tek bir cevabı yoktur.
Eğer kişi tansiyonunu kendisi ölçecekse, en doğru tercih kola takılan ve manşon büyüklüğü doğru seçilmiş elektronik cihazlardır. Çok zayıf veya çok kilolu kişilerde eğer kol çapına uygun manşonlu elektronik cihaz bulunamadı ise bilekten ölçen elektronik cihaz kullanmak daha doğru olur. Eğer tansiyonunuzu kendiniz ölçüyorsanız, öbür elinizdeki pompayla kendinizin şişireceği aletlerden kullanmak gibi bir hata yapmayın!
Eğer tansiyonunuzu bir başka kişi ölçecekse, en doğru tercih, tansiyonun kola manşon sarılan ve stetoskopla dinleyerek ölçüldüğü cihazlardır. Ama doğru manşon ve doğru kişi konusunda sorun olduğunda, yine bilekten ölçen tipte elektronik cihaz tercih etmek kesinlikle daha uygun olur. Mesela aşırı kilolu bazı hastalarda koldaki yağlanma öyledir ki, kalınlaşma kolun daha çok üst kısımlarında olduğundan kol dirseğe doğru koni gibi incelir. Bunlarda kolu tamamen saracak manşon bulamazsınız ve hiçbir manşonu oturtamazsınız. Üstü sarsanız aşağısı boşta kalır. Bunlarda en uygun yol, bilekten ölçen dijital cihaz kullanmaktır. Çünkü bilek kalınlığı kilodan kol kadar etkilenmez. Bilekten ölçen dijital cihazlar yanlış ölçüyormuş laflarına kulak asılmamalıdır, zira eğer manşon kola doğru oturmuyorsa ve doğru teknik uygulanmıyorsa, ölçümde en büyük yanlışlar koldan ölçen manşonlu cihazlarla yapılır!
Hangi tür cihaz kullanıyor olursanız olun, birkaç ayda bir doğruluğunun kontrol ettirilmesinde fayda vardır.
Tansiyon takibinde ölçümlerin günün değişik saatlerini ve koşullarını içine alacak şekilde yapılması gereklidir. Her ölçümün yanına saat kaçta ve nerede ölçüldüğü not düşülmelidir. Ölçümleri etkileyebilecek hususları bilmek ve bunlara dikkat etmek önem taşır. Sigara içmek ve yemek yemiş olmak özellikle ilk 30 dk’lık dönemde tansiyonu yükseltici yönde etki yapar. Kahve, özellikle düzenli kahve tüketimi olmayanlarda içimi takiben ilk 30-60 dk’lık dönemde yine tansiyonu artırıcı yönde etki yapabilir. Yine serin bir odada yapılan ölçüm tansiyonu yükseltebilir. Ölçümden önceki 1 saat içinde yapılmış yoğun egzersiz ise ölçüm sırasında tansiyonun her zamanki seyrinden daha düşük çıkmasına sebep olabilir.
Tüm bunlara uyularak yapılan bir tansiyon takibi daha yerinde olacaktır.
Dr. Sinan Coşkun Turan, Kardiyoloji Uzmanı

Endoskopi Nasıl Yapılır

Endoskopi Nasıl Yapılır

Endoskopi Yapılmasından bazı insanlar çok korkar. Bunun nedeni de “ Borunun Mideye İnmesidir.” Ama, Tıp alanında uygulaman Endoskopi olayı, zaten zararlı yada İnsana vücut olarak zarar verecek bir uygulama olsa, Doktorlar bunu yapmazlar. Bu açıdan düşünenler de var ama, genel olarak Endoskopi denildiği zaman bir çekinme oluşur. Bunda da belirttiğimiz Gibi Borunun Ağızdan Mideye doğru inmesinden geçer.

Endoskopi Nedir ?

Endoskopi, Mide rahatsızlıkları yaşayanlar, yada İnce bağırsak problemi olanlarda kullanılan bir Yöntemdir. Rahatlatıcı etkisi çok fazladır. Mide Yıkamalarından Endoskopi kullanılır. Zehirlenme yaşayanlar için Endoskopi kullanılması en mantıklı yoldur. Bu şekilde zaten Mide yıkaması gerçekleşir ve Kişi “ oh be diyerek Uyanır.” Ayrıca Bağırsak kısımlarında oluşan ağrı yada değişik hastalıkların bulunmasında mükemmel bir etkisi vardır. Uzmanların korkmamak gerektiğini, Endoskopi sonrasında vücut olarak sağlıklı bir yaşamın beklediğini de sıkça belirtirler.

Endoskopi Yapılma Aşamaları

Endoskopi, Mide rahatsızlanması, Zehirlenme ve Bağırsaklarda meydana gelen ağrıların anlaşılması için kullanılır. Mideye inen Borunun Çapı 8-10 Milimetre Kalınlığı vardır. 110-120 Cm uzunluğu vardır. Oldukça incedir. Tenle uyumlu demek mümkündür. Hasta zaten Uyutulur. Rahatlaması ve heyecan yapmaması için Doktorlar tarafından İlaçlar yada İğneler yapılarak bayıltılırlar.

Endoskopi nasıl yapılır

Boru Mideye doğru inerken, ucunda bulunan “ Ufak Kamera” sayesinde doktorlar bunu gözetlerler. Hangi aşamalarda Sağlığı tehdit eden yabancı unsurlar varsa, hemen Uzmanlar tespit eder ve buna uygun ölmemler alırlar. Bu nedenle korkulması gereken asla kötü bir durum da yoktur. Endoskopi Yapılması sonrasında Kişi kendini huzurlu hisseder ve masadan o şekilde çıkar. Mide ve Bağırsaklarda çok iyi bir rahatlama sağlanır. Uzmanlar bunu kesinlikle tavsiye eder.